22 Ocak 2017 Pazar

taşındık

geçen yıl düştüğüm iki not, şu ve şu... buraya düşmediğim ama araştırma ile ilişkimi yeniden düzenlememe sebep olan bir seri başka sorgulama ile birlikte ve doktoradan bakiye işlerin de artık iyi kötü yapılıp bitirilmiş olması sayesinde ve bir süredir beklenen sıkıntılar ve fırtınalar üstümüze iyiden iyiye üflemeye başladığı için beni bir süre daha çok kafam karışık değil'de arayınız.

20 Ocak 2017 Cuma

bi keçi vardı..

gerçekten de araştırmanın olmadığı yerde yeni söz, araştırma ve yeni sözün olmadığı yerde de yeni mekan yok. öyleki yeni mekanın şurdan burdan ithali bile yok. aynı mekansallıklar aynı kurumlarda bıkmadan devredip duruyorlar. o durumda en büyük başarı bir tarafta bağlamdan-bağımsız arkitektonik olgunlaşma, öbür tarafta görselleştirmede güncel modaları yakalamak oluyor. mimarlık kültüründe önemli olan da sonuçta bu ve bu kadar değil mi?

yeni problemler kurulmadığında yeni mekana dönük bir gerek açığa çıkmıyor. yeni mekan aranmadığında yeni araç da gereksiz. stüdyo araştırdığında yeni problem, yeni söz, yeni araç, yeni mekan birarada araştırılıyor olsa gerek. birinden biri eksikse araştırmanın hakikiliğinden kuşku duyuyor insan. ama zaten insan neyden kuşku duymuyor ki?

ne boğucu ne sıkıcı zamanlar.. insan şu yazdıklarına hala anlam verebiliyor mu? daha doğrusu bunları hala yazıyor oluşuna?

13 Ocak 2017 Cuma

kim il sung da kusura bakmasın

2007 benim için ilginç bir yıldı. çok..

1997-2007 arası neyin peşinde olduğumu düşündüm. özetle, dünya görüşümün ve hayat anlayışımın tüm temelleri o dönemde atıldı. bana sunulan hayat kurgusunun dışına çıkmak için herşeyi yaptığım dönemdi o. elden geldiği kadar işte..

daha ilginci, çalışma masasına 2007'de oturdum.

dünyanın kurgusunu sorgulamak, kabullenmemek, ya da hatta reddetmek zaten gündelik bir hal, hatta herhalde varlık tarzım idi de, kendi sınırlarını araştırdığın, o sınırların nerede olduğunu bildiğini varsaymadığın, gitmek istediğin yönlere doğru tüm yolları katettiğin bu dönemler tabii ki çok değerli. başardıkların senle kalıyor, başaramadıklarından öğreniyorsun; öğrenesin varsa..

2007-2017 arası da dünyayla pazarlıklarımı kıyıcı bir şiddetle yenilediğim dönem oldu. öncesinde oturttuğum, inandığım, sorgulamadan yaşadığım ne varsa masaya yattı, parçalandı, sorgulandı, ötesine geçildi.. yine, yaşadıklarım, başardıklarım ve öğrendiklerim benle, başaramadıklarımla ilgili olaraksa artık iyi bir fikir sahibiyim. on yıl az bir süre değil. bir uzmanlık on yılda ediniliyor. küçümsememek lazım.

çalışma masasından kalkacağım. çünkü, asla çalışma.

3 Ocak 2017 Salı

ama kim il-sung darılır

acaba yeni yılda beni çalışma masasından kaldıran uğraşlarım olacak mı?

25 Ekim 2016 Salı

rube goldberg machine

sabır ve sebat dolu çalışmalar.

22 Eylül 2016 Perşembe

vurdu kickstart eyledi

tüm ilk haftalar gibi ruhsal yükü ağır bir haftaydı, atlattık. başlanması memleket, dünya ve evren için pek hayırlı olacak olan her işe başlandı. kurumumuzun çivisi tümüyle yerinden çıkmış, korkarım geri oturmayacak. akademik ailemiz ve öğrenci yığını birarada kapı kanatlarını vura vura uzaya saçılıyoruz... akademik alemde şu an için yerinde ve mutlu kalmaktan başka challenge bulunmamaktadır. ki daha fırtına başlamadı bile.

18 Eylül 2016 Pazar

en ilginç bir dönemin başlangıcı

ne güzel bir yaz idi.

9 Ağustos 2016 Salı

Gönder

Submit, gönder, pasla, ertele. Nihayet bitti. Tüm yılın listesi temizlendi. Doğru, işlerin hepsi de devam edecek. Ama sonra devam edecek. Şimdi en öz hakiki gerçek sahici  sahih konuma dönebilirim.


16 Temmuz 2016 Cumartesi

kaçış planlarının en kıvamlısı

tüm kaygıları, son tahlilde, üzerine yatırmak için, herkese bir nihilist yastık lazım.

24 Haziran 2016 Cuma

en verimli çalışmaların insanı

o sevimsiz deadline'lar takvimle beraber bir bir kanatlanıp gittiler. gerçi aralarında sevimli deadline'lar da bulunduğunu, bunlara tatlı tatlı yetişilebildiğini gördük. keşke işlerin hepsi de o deadline'lara binip uzaklara gitmiş olsalardı. gitmediler. bitmediler. bitmediler. ama azaldılar, çözüldüler, büyük ölçüde yapıldılar.. zoru gitti keyfi kaldı diye düşünülmektedir. çünkü doktora sonrası ben artık umutlu bir araştırmacıyım. zaten en fenası iş değil deadline idi... teraslar ve avlulardan sonra bi parça da deniz kenarlarında çalışmak suretiyle, geçen yoğun ve üretken yılı temize havale etmek mümkün olacaktır. istanbul'un yabancı poyrazına dönmeden önce arada bir parça güney ışığı görmem lazım. ve seneye yepyeni işler, yeni araştırmalar, kulvarlar ve üretimler. hesapladım da, en az iki yıllık "yeni" iş var. eski işler de gerçekte bir türlü bitmeyip sürekli kuyrukta sürükleniyor. umarım eğlenceli, heyecanlı olursunuz yeni işler. canımı sıkarsanız topunuzu bi kenara bırakıp şezlonga demir atarım. kesin.

14 Mayıs 2016 Cumartesi

adak

nicedir bir adağım vardı. şu mimarlık zanaatinden az ya da çok, şöyle üç beş lira bişey elime geçerse, yıllardır büyük bir adanma ile emeklerini kullanımıma sunan şu açık kaynak camiasına sembolik de olsa, tabii kazancım büyük olsa gönül ister ki daha anlamlı miktarlarda, bir mali katkı yapsam... sonuç olarak bunlar da öyle ya da böyle ekonomik bir plan üstünden işleyen, her ne kadar şirketlere verilen bazı hizmetlerden kısmen kazansalar da büyük ölçüde de bağışlarla varlığını sürdüren çekirdek organizasyonlar sayesinde ayakta kalan ve tatlı tatlı ve bazen de sıkıntıyla kullanmaya devam ettiğim, bir anlamda üretmemi sağlayan, üretmemin aracısı olan yazılım ortamlarını geliştirmeyi sürdüren kurum ve topluluklardı.. nihayet bu şansı yakaladığım günden beri de paranın hesabıma aktarılmasını bekliyor idim.. kendim için beklemiyordum, zira benim kazandığım bir şey yok, saygıdeğer meslek kuruluşumuz çoktan haraçlarını kesmişti, ona da, en azından gezi'den sonra, artık bir diyeceğim yok. masrafları da düşünce, camia olarak paraları paylaşmış olduk... sonuç olarak, bir tek açık kaynağın hakkını, hani ödenmez de, sembolik olarak teslim etmek kalmıştı. çok şükür. çok yaşa blender camiası, çok yaşa inkscape emektarları, çok yaşa gimp projesi!

30 Nisan 2016 Cumartesi

mimarlar ve toma

topallamak suretiyle mimarlık yarışmalarıyla ilgili bir toplantıyı takip etmeye gittim. vardığımda farklı yarışmaların birincilerinin sunumlarından oluşan uzun bir seri sona ermişti. tabii kazananların kazananlara zaten bildikleri projeleri sunmasının öneminden ziyade ülkede yarışma alanında faaliyet gösteren belli başlı bir seri mimarın bu toplantıya katılımının sağlanması için böyle bir sunum seti oluşturulduğu anlaşılıyordu.

toplantıda sonraki tematik sunumları yapan ve söz alanlar yarışmalarla ilgili 60 yıldır tekrar tekrar üstlenildiği söylenen bir takım pozisyonları yeniden üstlenmekten sakınmadılar. bunlar arasında fikri arayan, kabulleri sorgulayan ve mimarlık problemini yeniden kurmayı üstlenen önerilerin daha fazla dikkate alınmasını talep ve rica edenler çoğunlukta olmakla beraber şartnameyi verili problem, mimarın işini de bu problemi çözmek olarak gördüğünü vurgulayanlar da yok değildi.

benim dikkatimi ise bunlardan çok şu çekti, hani en tırıvırısından en tekrarlanmaktan bıkılmış olanına kadar, çoğunluğu iyi hazırlanmamış olan sunumların hepsini ilgiyle dinleyen meslektaşlarımız bir tek, sayı ve yazı ile bir tek sunumda salonu boşalttılar. murat çetin'in son derece saygıdeğer roboski müzesi ve küçük armutlu yerinde dönüşüm yarışma süreçleriyle ilgili son derece saygıdeğer ve usturuplu sunumu esnasında tabii az önce verilen arada içilen şarap ve kahveleri boşaltmak, yeni şarap ve kahve ihtiyaçlarını gidermek, önceki sunumların yarattığı sıkıntılardan bir höf kurtulmak için falan, yani falan filan, bir takım sebeplerle, meslektaşlarımız salonu boşalttılar. hani yarışmaya katılmamış olmakta hiç sorun yok da, sunumunu da dinlemek istemediler. salonun tepesindeki ışıklıktan bir toma su akıtmaya başlayacak ya da sokak tarafındaki camların biri kırılıp içeriye biber gazı atılacaktı belki de. çıkmak lazımdı. sonra da kademe kademe geri gelerek salonu yeniden doldurmak... yani düşünüyorum, belki sunum kötüymüş sıkmış falan, suçlayıcıymış falan belki diyeceğim de, son derece düzgün, üslubu iyi bir sunum idi. kimseyi suçlamayan, başkasına sorumluluk yıkmayan, derdini anlatan bir sunum idi. diğer sunumların çoğu suçlayıcı, üslup olarak sıkıntılı, sıkıcı, iyi hazırlanmamış ve içi boş idi de, bu sunum süresini iyi kullanan, anlattığı gerçekten ilginç ve yeni olan az sayıda sunumdan biriydi.

demek istiyorum ki, mimarları ve ortamlarını sevmemek için sebep az mıydı da, az mıydı da, bir yenisi eklendi?

25 Nisan 2016 Pazartesi

Lakonik

Sanıyorum fena sakatlandım. Sıkıntının içinden ürünle çıkmayı planlıyordum ama onun yerine lakonizm üretecine dönüşmem gerekmektedir; Epiktetos usulü. Değil mi ki sarsılmazlık Epiküryen'e olduğundan çok Stoacı'ya yakışıyor >> Gördün mü bak, koptu.

Bir yandan da, koptu ama Epiküryen bir neşe getirdi. Topallayarak gidip geliyorum, sonra da oturup gülüyorum. Bizim bu halimiz ne olacak? Sarsılmaz Epiktetos ve kaygısız Epikuros; biri diğerinden çıkıyor. Dert insana lazım herhalde, iyi geliyor.

19 Nisan 2016 Salı

mhhh

galiba şu an dünyanın en sıkıcı işini yapıyorum. arada neredeyse bayılacak gibi oluyorum sıkılmaktan. bu yaptığım bir işe yarayacak mı? bilinmiyor. ama ilerlemek için bunu yapmak zorundayım. bu dünyanın en sıkıcı işi. işin yarısındayım. bir nefes alıp devam ediyorum. eff.

11 Şubat 2016 Perşembe

yapacak daha iyi bir şey yoksa

en önemli konu çalışmanın hayattaki yerini yeniden düzenlemek ve anlamlandırmak oluyor. çünkü hayat kısa iş uzun, hayat sınırlı projeler uçsuz bucaksız, hayat.. emh.

22 Ocak 2016 Cuma

Huzur

Hakikaten kent insana iki dakka ruh huzuru vermiyor. Üç günlük kent boğuşmacası huzur pillerini tamamen tüketebiliyor. Epikuros görüyor musun bu halleri? Ataraksia'dan vazgeçip aponia'ya sığınıyoruz. Sonra da şöyle uzun uzun bir sağa sola küfredip...


17 Ocak 2016 Pazar

kürkçü dükkanı

döndük dolaştık. ve.

30 Aralık 2015 Çarşamba

yıl sonu

iyi gelişmelerden ötürü mutlu olmayı kendimize yakıştıramadığımız, dertsiz görünmeye cesaret edemediğimiz, gülümsemekten utandığımız bu günlerde her şeye rağmen kendi adıma olumlu bir yıl sonu değerlendirmesi yapacağım. 2015 tez savunmama giden süreçle açıldığı için tüm yıl adeta yokuş aşağı gitti. yani yuvarlanmak ve düşmek anlamında değil de, ferah ferah, haldır huldur, koşa koşa ve olaylar tarafından çekilerek ilerlemek anlamında. yüz yıldır emek emek yürütülmekte olan pek çok işin meyve vermeye başlaması, ürünleri almaya başlamak, yeni işlere girişmek, onların da ürünlerini dermek ve güzel de bir tatil yapmak derken gürül gürül ve güzel bir yıldı. benim açımdan. üstüne vicdan azabı serilmiş umutsuz kent havasından bir 6 ay kadar uzak kalmak da fena değildi, iyiydi. imkanı olanlara tavsiye edilir. 6 ay uzak kalınabildiğinde kentimiz o kadar çirkin değil, katlanılır. döneceğim. vicdan azabı ve utanç kolektifine üye olacağım.

[bu beyaz ve soğuk yılsonu olsa olsa barok ustalarının obua ve yaylı için eserleriyle geçirilir (bience). bir kahve yapıyorum ve çalışmaya devam ediyorum.]

7 Aralık 2015 Pazartesi

peff

adetim olduğu üzere feryat figan sonrası uğraşamadığım hatta katlanamadığım yazıyı bir kenara atıp dünyanın en ilginç konuları üzerine okumaya geçtim. kendi çalışmalarıma dalıp uzak kaldığım süre boyunca nörobilimciler, bilinç araştırmacıları ve 'genel yapay zeka' alanının umutlu emekçileri yeni ve heyecanlı bulgular ortaya koymuş, yorumlamış, tartışmış ve benim gibi amatörler için bunları imbikten geçirerek sonucu gerekli mevkilerde yayınlamışlardı (mesela bkz. scholarpedia). sayelerinde ufkumu genişletip günler süren tefekkürlere daldıktan ve bunları da gereğince not ettikten sonra bir sabah artık işe oturabileceğimi bilerek uyanmam da artık pek şaşırtıcı gelmiyor. hayır vaka çok şaşırtıcı da hep de böyle oluyor sonuçta. oturdum, başından sonuna yazıyı elden geçirdim, fena olmadı. ekleri, resimleri falan derken biraz daha işi var ama yükü kalktı. nefes aldım. bir daha asla! (bir dahaki sefere kadar asla.)

5 Aralık 2015 Cumartesi

bir yazıyı yazamamak

kaç haftadır, ya da aydır bu yazıyı yazamamakta olduğumu düşünüyorum. insanın bu kadar zamanda yüzlerce sayfa yazabildiği düşünüldüğünde, tutsa tutsa 1-2 sayfa yer kaplayacak bir yazıyı yazamamak insanı kendiyle ilgili düşündürüyor. bu yazıda ne var? başka bir açıdan, yazıyı yazmakta olduğum da düşünülebilir, yazının kavramsal yükünü ilmek ilmek zihnimde oturtmam gerekiyordu, fakat bu sanki gerçekleşti artık, bir araştırma idi, bir noktaya geldi. fakat yazılmaması.

bir kaç paragraflık bir yazıyı yazmak insanın bu kadar içini sıkıyorsa, taslağı yazılmış bir yazıyı oturup bitirmek bu kadar zor geliyorsa bu konuyla araştırmacı arasındaki sıkıntı nedir, ya da bu yazıya biçilen gömlekle yazının ilişkisi nedir, ney neyi tutmamaktadır, sıkıntı nerdedir. bir insan bir yazıyı yazmaktan nadiren bu kadar uzak olabilir. kaç oturum bir paragrafın kenarındaki bir kelimenin değiştirilmesi, bazen de sadece dosyanın açılıp kapatılmasıyla sonlanmıştır. içeriği hazır olan bir yazı kayalardan çakmak taşı darbeleriyle kesilmekte ve iç sıkıntısı yerinde durmaktadır. bunu şımarıklıkla da çalışmak istememekle de açıklamak mümkün değildir, en azından bu vaka için. her gün, her saat yazının başına belirli bir arzuyla oturan araştırmacı hazır olan yazısını neden, nasıl bitirememekte, nasıl, hazırda bitirilmek üzere yine belli bir arzu düzeyinde bekleyen diğer işlerine dönememektedir? yazılmak istenen, ilginç bulunan, yeteri kadar dolu ve üslubu da yakalanmaya başlanmış bir yazı, nasıl yazılamaz?