13 Haziran 2018 Çarşamba

boş

biz sandıktı ki eşek giren eşek çıkmıyor, tavşan giren tavşan çıkmayabilir, öküzdü ama öküz çıkmayacak, tilki tilkide kalmaz, kurt kızağa koşulur, sinek arıya dönüşür ve bunun gibi.

büyüklerimiz daha üçüncü beşinci günde herkesin kaderini çizer, kimin nereye gideceğini bilir, kimle ne yapacağına karar verir, kendi eğitimci rolünü sınırlardı.

biz daha fazlasını yapabileceğimizi sandık.

pedagoglar belki de haklıydı. eğitim üniversite öncesine ait bir kavramdı. üniversitede artık eğitim olmuyordu belki. oraya kadar belki de iş büyük ölçüde bitiyordu. oradan sonrası bir kadercilikti.

imkanlar herkese açılıyor ama kimlerin bu imkanlardan ne ölçüde yararlanacağı da bu kadercilik içinden anlaşılıyordu. onu bundan daha fazla yararlandırmak, şunu şurdan şuraya taşımak mümkün değildi. almıyorlardı. alamıyorlardı. bazısı vardı, oraya hazır gelmişti, onlar verileni kullanıp başka bir noktaya çıkacaklardı. eğitim sadece onlar içindi. bazısı da vardı bir potansiyelle gelmişti ama şuraya kadar çıkıp orada duracaktı. bazısınla ne yapsan boştu ne versen almayacaktı.

öyle inanılıyor, öyle konuşuluyor, öyle hareket ediliyordu. eğitimin verimi belki de gerçekten düşüktü: %5. bir takım eksikleri gidermek için üniversite geç idi. geç.

biz bunu anlamak istemedik.

kurumların çöküşlerinden bağımsız olarak, eğitim ideolojileri de çökebiliyordu. dünyanın bu düzeni ne zaman yalanlanabilmişti ki? hiç bir şeyin aklın ahmaklığına uygun bir rasyonelliği yoktu. herşeyin sadece karmaşık bir tarihi ve ruhun anlamak istemediği acımasız bir işleyişi vardı.

Hiç yorum yok: