25 Ocak 2015 Pazar

hata

hata yapmak korkunç olmuyor. korkunç olmuyor hayır. haftalarca süren bir test serisi hatalı olabiliyor. bu telafi edilemez bir hata olabiliyor. ama hatayı farketmek bir sevinç bile verebiliyor. çünkü ya farketmesen? farkettiği hatalar pek de araştırmacıyı bozmuyor. çünkü hatayı düzeltiyorsun ve sonra yine sakin sakin akıyor evrimler ve yarışlar bir kenarda kendi kendine.. bittiği zaman biter ve yazılır.. doğası o. ama mesela şu olasılık insanın içine korkular salıyor, e peki ya farketmediğin hatalar varsa ve sen yayına kadar onları farketmemeye devam edersen? e daha önce hatalar yapmıştın, yine yaptıysan ve farketmediysen? testleri sürekli monitor ederek, çıktıları çeşitli şekillerde görselleştirerek ve bunların üzerine düşünerek, ufak görünen hataların (mesela 60 turluk bir racing'in plot'unda 61 tur görünüyor ve bu önemli bir hatanın tek görünür semptomu olabiliyor, ya da kriteri gevşek tuttuğun halde yarışan kombinasyon sayısı hiç azalmıyor) sebebini deşerek ve kodu sürekli düzelterek hataların önünü almaya ya da yaptığın hataları düzeltmeye çalışıyorsun. hatalar katman katman olduğu için spesifik bir prosedürün doğru çalışıp çalışmadığını test etmek çalışmanın doğru yapılıp yapılmadığını anlamaya yetmiyor. işin kurgusunda da sıkıntılar olabiliyor ve deneyler uzuyor ve uzuyor. deneyler sadece uzun sürdüklerinden uzamıyor yani. işin içine girdikçe ve daha çok denemeler yaptıkça daha önce farketmediğin incelikler sana görünür olmaya başlıyor, çalışmanın kavramsal kurgusu da olgunlaşıyor, o yüzden de bazı denemeleri yeniden yapmak gerekiyor ve standartların da kavrayışla birlikte yükseldiği için bu yeni denemeler için başka ön çalışmalar yapman gerekiyor ve görselleştirme türü ve sayısını artırmak da bir kod mesaisi istiyor vd. ve kod ve süreç karmaşıklaştıkça da hata yapma olasılığı artıyor. bir çalışmanın süresi karmaşıklığıyla birlikte üstel olarak artma eğiliminde olduğu için ecnebiler araştırmacıya "keep it simple stupid" diyeler. ve bu çoğunlukla takip edilebilir bir düstur. ama, ama işte bazı araştırmalar var ki orda ufuk bu basit tutulmuş "proof of concept" türü çalışmaların bir adım ötesine ayağını uzatmak.. bu araştırmaların karışmama şansı yok. yapılması gereken iş karmaşık bir kurgu gerektiriyor zira. hata araştırmacıya mahsustur diyoruz. düzeltiyoruz, yeniden fırınlıyoruz.

13 Ocak 2015 Salı

donuk

adam şarkıcıydı ve diyordu ki, hayatta umut ve umutsuzluk o kadar içiçe ki, ben de bunu ak kuşlar ve kara kuşlar diye anlatmağa çalıştım. bunu kaseti her çevirdiğinizde tekrar diyordu. o zamanlar genç olduğumuzdan çok da sallamıyorduk. şimdi de bu şarkının düğmesine her bastığımda yine aynısını söylüyor. yıllardır durmadan söylüyor ve yıllardır durmadan söylediği için o ne diyorsa onu yaşamak durumundayız. çünkü adam sabırla söylüyor ve burası türkiye. hayatta umar ve umutsuzluk o kadar içiçe ki. hayatta kabız ve kubursuzluk o kadar içiçe ki. hayatta bağır ve ciğersizlik o kadar içiçe ki. hayatta sağır ve cevapsızlık o kadar içiçe ki. tekrar tekrar söylüyordu. bir tez bin yıl ve bir asır sürdüğünde bunun ruhta izleri oluyordu. kurşun göğüs kafesindeki cahil cesaretinden giriyor ve kuyruğu dik tutan kas yumağını paramparça ederek bedeni terkediyordu. savunma tarihi alınacaktı. alınacaktı dedim. alınacaktı. alınacaktı diyordum. alınacaktı. bir daha alınacaktı. tez yazılacaktı. yazılmıştı. yazılacaktı. hayatta yazılmışı ve yazılmamışı savunulmuşu ve savunulmamışı tarihi alınmışı ve alınmamışı o kadar içiçeydi ki, ben de bunu ak saçlar kara saçlar olarak anlatmağa çalıştım. bunun ruhta izleri okunuyordu. doktorası bitmeyeni gözlerindeki donuktan tanıyabiliyordunuz. sokak köpeğiyle yanyana duruyordu. ancak o ikisi bir diğerini anlıyordu.

11 Ocak 2015 Pazar

mülakat

1. mülakat ve görünür olan:
bir mülakat dönemi geldi geçti.. kar, kış, sabah, akşam dinlemedi. hadi akşam dinlemedi, sabah da dinlemedi.. zaten geçen hafta hiç sabah dinlemedi. sabah dinlemesi lazım. sabah olmaması lazım. bence ondan oldu. mühürlü zarflar ondan paramparça edildi, portfolyolar, referanslar, özgeçmişler, niyet mektupları masalara ondan saçıldı.. bol bol çay ve kahve, bir parça simit ve çikolata, az miktarda gözyaşı, biraz heyecan ve gerginlik, bunlar da masalara ondan saçıldı. aslında süreç aşama aşama bir haftaya yayılıyor; raportör için yani. ama işte ancak haftanın sonunda kendi zirvesine ulaşıp kurumsal semalarımızı terkedebildi... son gün, mesaim sabahın köründe başladı, geceyarısına doğru hala kırtasiyesiyle uğraşıyordum. bunlar da hiç yazılmıyor performans formlarına.. görünürlüklere, ölçütlere, faaliyet raporlarına falan sıra geldiğinde hiç görünmüyor bu yapılanlar. kurumların zirvesinden bakıldığında görünmeyen rutin işler işte.. bunları görenler senin gibi bu işler için simit yiyip ıhlamur içen, görevin yığınsal doğası yüzünden gözlerinin feri sönüp beyinleri donuklaşanlar oluyor. yani biraz daha yataydan değerlendirilebilir ancak.. seni değerlendirmek üzere karşına çıkanlar ise, sen hiç bir şey yapmamışsın ki diyorlar. fakat aslında sen hiç boş durmamışsın. bu kağıtlarda belirtilen türde işler yapman lazım diyorlar. yoksa kayıpsın. yani diyorlar ki o kağıtlara yazılabilecek şeyler dışında hiç bir şey yapma daha iyi. yapıyorsan da onu bir proje kılığına sokmaya çalış. gecenin yarısında dijital formları 3. kez kontrol ederken insan bunu düşünmeden edemiyor. çünkü artık sana bunu yaptıran kurumsal aidiyete "inbreeding" deniyor. kötü bişey yani.

2. hazırı:
neyse, böyle de bir şey yaşamış oldum işte.. kendi mülakatlarımı düşündüm arada.. beni o yüksek lisanslara doktoralara nasıl almışlar.. şimdi o halimle gelsem herhalde giremezmişim... başvuruların kontenjanları katbekat aşıp yükselmekte olduğunu biliyorduk da, çıtanın nereden nereye yükseldiğini görmek daha ilginçti.. çok daha hazır bir öğrenci bekleniyor artık.. öyle önce okula girecek, gevşek gevşek dolaşacak, yavaş yavaş neyin ne olduğunu anlamaya başlayacak, işte bir kenarda bir tez karalar gibi olacak falan, yok artık hiç kabul edilir gibi değil... boş durana, düz erteleyene tahammül yok. yakında elinde tezinle başvuracaksın yüksek lisansa mesela. tezin kabul edilirse diplomanı başvuru mülakatından alıp gideceksin. sonra çalışıp doktoranı tamamlayacaksın ve doktora kabul mülakatına gireceksin. kabul edilirsen ne ala, o zaman yurtdışında bir okula başvurup yeni baştan bir doktora yapma şansın olabilir. biz yine iyi zamanlarda gençlik yaşamışız, ülkenin bizden bir talebi ya da beklentisi yoktu.. pek anlamlı bir şey yapacağımızı düşünen yoktu. bir iş sahibi olsak yetecekti. neyle uğraşacaksan sakin sakin uğraşıyordun ve sen ne düzeyde olsun diyorsan biraz öyle oluyordu ve kabul görüyordu işte.. ne olduysa son on yılda oldu... o son on yıl olmasa iyiydi. biz eskiler bile koşa koşa peşine takılmak zorunda kaldık olup bitenlerin.

3. belirmesi ve belirmemesi:
neyse, yine ilginç olan, zaman kısıtları sebebiyle de değil, aslında gerçekten kolay karar verildiği için işin hızlı gitmesiydi.. öyle uzun uzadıya tartışacak pek de bir şey olmuyor.. pat diye beliriyor, kimde ne var, ne yok.. apaçık. not verirken de öyle oluyor. ilk başlarda, ilk kez başına geldiğinde dehşete düşüyorsun, bir grup insan bu kadar hızlı not verebildiğine göre işi savsaklıyor olabilirsiniz gibi geliyor, yeterince düşünmediniz diye korkuyorsun.. ama öyle değil işte.. şuna fazla ağırlık verdik bunu fazla önemsedik burda önyargılı olduk diye düşünüyorsun bir süre.. ama sonra yavaş yavaş şunun şu sebeple, bunun bu sebeple, burdaki durumun da işte yine bir sebeple önemli olduğunu anlamaya başlıyorsun.. şuna ağırlık vermen, bunu önemsemen, burdaki durumu da sezgisel olarak dikkate alman gerekiyor. tabii bu tip değerlendirme süreçlerinde kendini insanların topluluğa uyum sağlama dürtüsünü ölçen bir deneyin içinde hissettiğin de olmuyor değil. birbirini kollayan, birbirine göre not veren ve görüş açıklayan ve diğerlerini duyunca görüşünü ve değerlendirmesini hemen revize edenler oluyor.. her ne kadar sosyal psikolojinin en iyi bilinen bulgusu olsa da, onu birebir yaşamak da bana ilginç gelmeye devam etmiştir.

4 Ocak 2015 Pazar

hmpfh

an itibariyle öyle bunaldım ki.. tezinin de hocasının da düzeltmesinin de akademisinin de... bilgisayarı kaldırıp atacağım galiba.

edit: yarım saat soğukta ve yağmurda yürüyüp gelmiş hali:
 :\ "şerbet bardağının dibini dolduracağım ve oturup bunu bitireceğim."

edit2: 00:43. eh.. ne berbat yüksün sen 4 yıldır düzeltilen, yeniden yazılan, yeniden düzeltilen, düzeltilmeye doymayan tez. mükemmel oldun mu peki? oldun mu hı?

101

hava ısınmamakta direnince çaresiz işin başına oturdum. ama öyle kolayından, yataktan kalktığım gibi oturamadım. gidip bilgisayarımı kurumdan alıp gelmem gerekti. çünkü tez metnini o bilgisayarda çalışıyorum. yani kararlılık içinde kalkıp belirli bir yol katedip gerekli gereçleri temin edip döndüm ve işin başına oturdum. 100d numaralı dosyayı açtım ve naçar 101 olarak numaralandırdım. 100'de kalabilmek için uğraşıyordum aslında ama kabullenmek zorundaydım, bu iş uzuyordu. ve evet tez metnini açıp yeni bir isimle kaydederek yeni bir düzeltme sezonunu açmıştım. işin ısınma kısmı 4 saat sürdü. elin kolay vardığı yerden başladım ve minör düzeltmelere giriştim. bunların hepsi de minör düzeltmelerdi ve 4 saat süren şey aslında büyük ölçüde eksik artikelleri tamamlama işiydi: eksik bıraktığım yerlere "the" yazmak. hocam üşenmemiş ve tüm eksik artikelleri işaretlemişti ve insanın anadili türkçe olunca bu artikel işini anlamak zaman alıyor işte. her zaman biraz gereğinden fazla kullanıyormuşsun gibi geliyor ve nasıl eksiltsem diyorsun ve hocan hepsini işaretlemeye başlıyor. bir yerde sıtkı sıyrılıyor ve bari hiçbirine "the" koymasın diyerek the'ların üstünü çizmeye başlıyor ama ben başlamışken bütün eksik "the"ları tamamladım. 4 saat o sürdü işte. yerimden kalkmadan, aralıksız ve yoğun. hocama da bana da aşkolsun. tabii ufak tefek imla işareti dışında düzeltecek bir şey kalmayınca hoca ve öğrencisi çığırlarından çıkmış olabilirler. düzelteceğiz. hayvanca düzelteceğiz. düzelttik. mükemmel olmazsa bitirmeyeceğim tezi. mükemmel olsa da bitirmeyeceğim. çünkü biten bir şey değil. ne bitiyor, ne bitmiyor. bunu anlayınca kurtuluyorsun. daha da düzeltmiyorsun. daha o merhaleye varamadım elbet. o yüzden işin ikinci kısmına oturdum ve 3 adet bölümüme conclusion yazmaya başladım. aslında buna karşı elimden geldiği kadar direnmiştim. başında hepsini yaz, arada hepsini giriş olarak yaz, çıkış olarak yine yaz, en sonunda yine hepsini çıkış olarak yaz derken akademik metinler oldukça gülünç. artık benimki de gülünç. kibarca izah edildi, yazmam iyi olurmuş. mealen: "yazacaksın!" tabii sonuçta iyi oluyor, her zamanki gibi, zira tezin en önemli çıktılarını yeteri kadar iyi tariflemediğimi farkettim bu sayede. her bölümün üzerinden 2-3 kere geçmeden bu metinler olgunlaşmıyor... neyse, bunların da taslaklarını yazdım.. zor kısmını hallettim yani.. 4 saat sürmedi. ama diyorum ki, isterse 24 kere 24 saat sürsün, bundan sonraki işler zihinsel mesai içermesin. zihnimi biteviye artikel düzeltmeleriyle boşaltacağım ve ne bitecek ne bitmeyecek.