20 Kasım 2014 Perşembe

macerası bitmiyor

derken başka bir işte de düğmeye basana kadar öyle dehşete kapıldım ki. sanki dünyanın en önemli hassasiyetleri, en görünmez incelikleri bu işin içine saklanmıştı. bir şeylerin yanlış olduğundan, hataların büyük olduğundan emindim. neyse, bastım gitti: send!

akademik hayat söz konusu olduğunda, daha önce başarılamamış ama bir ara yapılması gereken şeylerin listesi bir noktada bitmiyor, maddeleri gerçekleştirdikçe yeni maddeler geliyor. bunlarla teker teker yüzleşmek ve bunları akademik hayatın rutinleri arasına katmak gerekiyor.

19 Kasım 2014 Çarşamba

ileri!

ve o makale arayana görünür.
olması gerektiği gibi, tam zamanında.
kapının aralığından ışık sızar.
eski notlar elden geçirilmiş ve bizi ileri taşımaya hazır hale gelmiştir.
yeni açılımlar ise ufuktadır.
anahtar elde ilerlenir.

(ilgili çalışmaları iyicene inceledikten sonra kapı açılıyor mu onu da haber edicim.)

6 Kasım 2014 Perşembe

o esnada

al şu parayı, al şu vazifeyi, al şu ünvanı,

olan biten hiç bir şeyi görme.
kafanı eğ.


hafiflet.
mazur göster.
gerekçeler türet.
rasyonalize et.
alçal.
katıl.

%89 diyorum ya, gerçek bu.
burada da olması beklenen bu yani.

ah akademik.
bir gün de saygıdeğer birine dönüşeceksin ama ne zaman?
iyi insan olmanın akranlarına ve hamilerine sevimlilik yapmaktan farklı bir şey olduğunu göreceksin ama ne zaman?
iyi olmanın sevimli olmaktan farklı olduğunu göreceksin evet ama ne zaman?
80'de olmadı, 97'de olmadı. 2010'ları da boş geçiyoruz. her sınavdan kalıyorsun.


belki bu olup bitenlerden kafanı eğerek kurtulamayacağını,
ahbaplarının açtığı ve yönettiği özel üniversitelere kaçarak kurtulamayacağını,
kaçacak ve saklanacak ve sessizce bekleyecek tek bir delik kalmadığını gördüğünde...
ki bu ufukta göründü.
bu felaketin adına yök yasasında değişiklik diyorlar.

5 Kasım 2014 Çarşamba

hmm.

hmm. sakalımı bir sıvazlamak durumundayım... bir kaç örnek vermek gerekirse, mesela böyle durumlar var:

















bu grafiklerden 4'er adet var. öyle olduğu zaman durum biraz daha karışık ama aynı zamanda ilginç oluyor. çünkü denemelerde kullandığım her bir objektif için durum diğerlerinden farklı. evet ilginç ama bir de bu çoklu-objektifli, ve multimodal problemlerde Genetik Algoritma tarzı algoritmalardan daha iyi işlediği iddia edilen Diferansiyel Evrim varyantını ne yapacağız? rank-based yaklaşımı işledik, IEA her açıdan net biçimde önde. ama peki son dönemde benim uyguladığımdan farklı ve performansı daha iyi olan rank-based algoritmalar geliştirilmiş olabilir mi? bunu araştırmam gerekiyor. belki bir de daha eski lexicographic algoritmaların bir örneğini denemek de lazım ve bu kolay da... ele aldığım problem için IEA'in NSGA2'ye kıyasla tercih edilebilir olduğunu göstermek mümkün görünüyor fakat çalışmayı pratik problemler üzerinden gerekçelendirmek, şekillendirmek ve sunmak kabul görecek miydi, yoksa bu işin kuramcıları bir seri bilindik objektif fonksiyonun denenmesi konusunda ısrarcı olacaklar mıydı? eğer pratiğe yönelik bir gerekçelendirme yapacak idiysek o zaman ne tür ek pragmatik problemler tariflemeliydik? Bu CMA-ES ya da CMSA-ES tarzı self-adaptivite'yi uygulayacak mıydık? rulet adaptivitesi için süreç tabanlı ve pragmatik modele geçecek miydik? adaptivite durumunda peki IEA gerçek potansiyelini gösterecek miydi yoksa o senaryoda bir fiyaskoya mı dönüşecekti? yoksa şu diferansiyel evrim... ve ne ilginçtir bu diferansiyel evrimin de rank-based ve self-adaptive varyantları var.. onların kullandığı self-adaptivity benim için daha yarayışlı olabilir miydi? bunların hangisini uygulayıp denemek lazımdı? hangi self-adaptivity yaklaşımı ve hangi yaklaşımla karşılaştırılmalı... hm.. sıvaz.