30 Eylül 2011 Cuma

düşünmüyoruz.


yani uğraştığımız şu işler: mimarlık, mimarlığın eğitimi, mimarlığın araştırılması, yayını falan... bunlar gerilmeye, koşturmaya, dertlenmeye değecek işler mi? birbirimizi yormaya üzmeye değecek bir sonucu oldu mu, olacak mı? hani bu kadar uğraşıp bir adet küçük de olsa bina falan inşa etmiş olsak, ya da yazdığımız bir bildirinin bilim dünyasına anlamlı bir katkı yaptığını gerçekten düşünüyor olsak...

yıllar önce, öğrenciyken, yürekli'ye sorduğum soruyu hatırladım: 'burda [okulda ve mimarlık eğitiminde] uğraşmaya değecek bir şeyler olduğunu mu düşünüyorsunuz?' o da biraz sertleşip 'düşünüyoruz ki burdayız' demişti.


biz de burdayız. ama uğraşmaya değecek bir şeyler olduğunu düşünmüyoruz. öyle düşündüğümüzden burda değiliz. burda olduğumuzdan öyleymiş gibi geliyor. aslında değmez tabii. yorduğumuza, üzdüğümüze, kırdığımıza falan... bu kadar ciddiyet, kan revan ve koşturmaca, çatık kaşlar, ayarlar, yükselen sesler, çakılan sözler, çekişmeler ve didişmeler. hangi ortamda ve hangi meslekte olsak aynıları olacak herhalde.. çünkü mimarlık eğitimi ne ki? bunun için tüm bunları yapmaktaysak...

27 Eylül 2011 Salı

bu da akademik mi

doktora artık ilgimi çekmiyor. doktorada çalıştığım konular artık heyecanlı değil. doktorayı bitirmek artık ilginç bir hedef değil. doktoradan, stüdyodan, kurumdan ve galiba araştırmacıdan değilse de kendimden de çok sıkıldım. (araştırmacı bir süre başka konular çalışsa ve beni eğlendirse olmaz mı?)

herhalde anlık, geçici bir düşüş olsa gerek... ya da belki değil.. belki bu kadar uzamaması lazım bazı şeylerin.. belki herşeyin bir heyecan ömrü var. bitirip bir sonrakine geçmek gerekiyor? hayatta herşeyi zamanında virgüllemek, sonra yeni şeyler yapmak.. tempoyu kaybetmemek... zamanında yapmak, sonra yoluna gitmeyi bilmek... polisten sonra çiçekçi çiçekçiden sonra manav manavdan sonra astronot astronottan sonra dalgıç dalgıçtan sonra ev hanımı ev hanımından sonra doktor doktordan sonra mimar mimardan sonra bekçi bekçiden sonra araşgör araşgörden sonra başka..

doktoranın altından kalkabildiğini nihayet görmek ama bu noktaya getirmeyi becerdiğin tezin çok anlamlı olmadığını da bilmek... ya da dünyanın en önemli işiymiş gibilerinden adandığın meşakkatli eğitim faaliyetinin kimseye, öğrencilere dahi pek önemli görünmediğini bilmek. 'geçerli' bir mimarlık yapmaya kastedip, aylarca geceli gündüzlü çalışıp anca herkese entipüften gelen projeler üretebilmek.. zamanla unutacağın o kitapları okumak için ve kimsenin okumayacağı ciltler dolusu tuhaf metni yazmak için tüm zihinsel mesaini bir hayat seferber etmiş olmak. elindeki her işe samimiyetle, bazen de adanarak çalışmış ve hiç boş durmamış olmak, ama bunların hayatta pek bir karşılığını bulamamak? son derece üretken ve fena halde verimsiz. yorgunluk.

'kenardaki-nihilist' dönemlerimde hayatım daha anlamlıydı... karşılığı olmayan üretkenlik o zaman keyifliydi. o çerçeve içinde anlamıydı. gerçekten. ne zaman büyümeye çalıştım, insanlar arasında taş üstüne taş koymaya çalıştım herşey iyice saçmalaştı. teneke trampetteki oskar gibi ben de anca kambur bir cüce olabildim. herkes kendine uygun hayatı yaşamalıydı belki. bazıları trampet çalmaya ve cam kırmaya devam etmeliydi? ya da belki de yapacak bişey yoktu, o zaman trampeti bitirip doktora öğrencisi olmak gerekmişti...

26 Eylül 2011 Pazartesi

birinci sınıf itinayla aranır

stüdyoda ikinci hafta. sınıf kalabalık. konu sıkıcı gibi. öğrenciler 4. sınıf gibi. öğrenciler sıkıcı gibi. biz de sıkıcı gibiyiz. ama kafamız rahat. oh, ferah gibiyiz. bir atölyecik bir gezi falan yaparız, projeler mimari bir ölçeğe yaklaşır.. derken olur gider.

tabii insan şöyle yapalım böyle yapalım şunu takvimin şurasına sıkıştıralım tempoyu şöyle şöyle artıralım şunu üretelim bunu duvara asalım bir sürü şeyler düşünüveriyor ama tehlikeli düşünceler bunlar. eski alışkanlıklar.

22 Eylül 2011 Perşembe

sezon

okul açıldı. yaz bitti. hava b nokta k gibi. sanki. ne kadar da şey. üzerimi giyindim içerlerde oturuyorum. rokalar büyümeyi kesti. marul parti parti tohum veriyor. arka terasta yeni süleymancıklar dolanıyor. iyi. bi tanesi kapının arasına sıkışıp ölmüştü...

kötü.

bi kaç gündür son bi yılda yığılmış kaynakları kitapları falan derledim toparladım. metnin kalanına dönüş için kötü bir ruh hali. ama metnin kalanına döneceğim. kış bu kadar ani gelmeseydi daha iyi olacaktı. çünkü son bir bahar oluyor. çiçekler yeniden açmıştı falan. sonra hava bir bozuyor. neyse ben işlerden bahsedeceğim. stüdyo falan. projelerime girişeceğim. tezimin de sonuçları ortaya çıkıyor ufaktan. mevzuları bağlayacağım. bikaç bildiri falan yazılacak. yazışmalar aynı tuhaflıkta sürecek. ufaktan makale yazma denemeleri başlayacak, onda da düşülüp kalkılacak bir süre. yeni bir sezon.

16 Eylül 2011 Cuma

piyuh. yük kalktı.

34,810.
kelime.
başlıklarla beraber.
ilk bölümümün ilk taslağının taslağı.

bu sadece giriş ve birinci bölüm. asıl kuramsal (ve biraz da spekülatif) kısım buydu. asıl iş buydu yani. bir takım fazlalıkları attıktan sonra metnin imajsız ve referanssız hali tez sayfasıyla 91 sayfa oldu. tabi düzgün bir metin haline gelmesi için üzerinden bir kaç kere daha geçmek gerekiyor. pek çok noktayı daha sonra düzeltmek üzere işaretleyip geçtim. bir sürü yerde hala türkçe kelimeler duruyor. ve düşünce çizgisinde eksikler ve sorunlar var.

beş bölüm daha yazılacak. ama onlar kısa olacak. mümkünse.
bundan sonrakiler daha teknik içerikli bölümler olacak, bu yazmayı kolaylaştırıyor. ve oralarla ilgili halihazırda epey yazdım zaten.

bu işin altından kalkıyorum. ortada artık üzerinde tartışılacak bir şeyler var. bir ay içinde taslağı bitirip eksik ve sorunlu projelerime dönmek istiyorum.

hafifim. şimdi çıkıp yürüyeyim. gece havası.

14 Eylül 2011 Çarşamba

dalya

şaka maka tez sayfasıyla 100 sayfayı geçmişim. farketmemiştim. bugün, ya da yarın, ya da yakında ilk ve en uzun bölümü bitiriyorum sanki. bitirme ihtimalim var.

13 Eylül 2011 Salı

hay bin verimsizlik

çok sıkıldım. yapmıycam tez falan.

8 Eylül 2011 Perşembe

büyük tez kafalarının yükselişi kopuşu düşüşü ve kalkışı

bu bir başını vermeyen araştırmacı öyküsü.
herşeyi ite kaka götüreceksin ey doktora öğrencisi türk gençliği! zaman zaman dahili ve harici sorunların falan olacak. bazen çok fena köşeye sıkışmış gibi olacaksın. gerçekler hayal edilen başarılara asla yetişemeyecek. hatta ve hatta baştan ayağa başarısızlık çukurlarına falan gireceksin neye uğradığını şaşıracaksın. bu ahval ve şerait içinde içsen mi çalışsan mı bilemeyeceksin. hem içip hem çalışacaksın, gah yerineceksin gah dövüneceksin, sırtın yere geldikçe güreşe doymayıp yeniden saldıracaksın, işin tadı büsbütün kaçacak, izleyiciler tribünleri terkedecek, artık mücadelenin sonunu görmekten başka bir muradın kalmayacak. derken ufak ufak mevzuları anlamaya başlayacaksın. bir takım şeyleri daha iyi yapmaya başlayacaksın. bazı konularda mutlak başarı beklememek gerektiğini de göreceksin, yani suratta patlayan darbelerin işin parçası olduğunu, onun gibi şeyleri.. sonuçta iyi şeyler de olacak. işler toparlanacak. başarı hanen de dolmaya başlayacak. herşeyin bir şekilde ite kaka da olsa götürüldüğünü anlamaya başlayacaksın. ordan olmayacak burdan olacak bu böyle olacak şu şöyle olmayacak işte bir şekilde olup gidecek. sabır. ısrar. sebat. bu işin heyecanlı, sıkıntılı, tatmin edici ve boğucu yönleri var. hepsi var. kopan kafanı üfleyip bi kere daha yerine yerleştireceksin. biraz iğreti duracak tabi artık, dokunsan düşecek gibi.. ama artık o kadar çok düştü kalktı ki.. hafif gülümser gibi anlayışlı gibi yorgun gibi bir bakışla bakıp omuzlarını silktikten sonra metnin başına yeniden oturacaksın. işler iyi gidiyor. sorun yok. şu metni bir yazalım.

3 Eylül 2011 Cumartesi

noluyor a.k. yaa..

zaman ilerliyor. yaz bitti. bir çok şeyi geride bırakıp gitmek istiyorum. bu cümle ne demek acaba. bu cümlede araştırmacı ne demek istemiş olabilir. anlamak zor. bir yandan da turşu kurmak istiyorum. sonuçta turşu kurdum. ve bir de akşam yürüyüşüne çıkarsam.. ve en azından başarısızlık dolu bir dönemi ve bu güzel yazı geride bıraktığım da düşünülürse... bir çok şeyi geride bırakıp yürüyüşe gitmiş, sonra dönmüş ve lahana turşusu kurmuş olarak tüm arzularımı yerine getirmiş... insan büyük olaylar çıkarmak istiyor. hayat ise basit işte. mevsimler falan geçmekte. metinler öyle ya da böyle yazılmakta. turşu güneşte 2 günde gölgede bi haftada ekşimekte. orda da sen çok bişey yapmıyorsun. mikroorganizmalar kendi kendilerine hallediyor. kompostu da onlar çürütüyor. yoğurdu da onlar mayalıyor. sen malzemeleri uygun ortama koyuyorsun. herşey kendi başına halloluyor. zaten sen yapamıyorsun. yani sen tutup, kendi ellerinle sütü yoğurt yapamıyorsun. domates de meyve vermiyorsa yapabileceğin bişey yok vermiyor işte. ne demek istediğimi anlasam daha sade yazacağım... kriptik şeyler yazmayı sevmiyorum artık. ne de olsa hayat işte, basit olması lazım. ama bunlar kendilerini böyle yazdırmakta. bugün tembel tarafımdan kalktım. son aylarda çalışma ihtimalinden bu kadar uzak olduğum bir gün olmamıştı. çalışmadığım için mi içim sıkılıyor acaba.. yoksa çalıştığım için mi.. neyse. araştırmacının zayıf düşme şansı yok. daha yapacak çok iş var.

1 Eylül 2011 Perşembe

konsantrasyon uçucu bir maddedir, bana onu verin

> birinci gün: nasısa direk tez kafasına giremem, hiç boş oturmayayım dedim grasshopper'in başına oturdum, geceyarısına kadar tatlı tatlı çalıştım.
> ikinci gün: sabah kahvaltının ardından durumumu tetkik ettim. tez kafasına dönemeyeceğimi anladım, geceyarılarına kadar grasshopper'a devam ettim, iyi geldi.
> üçüncü gün: artık acı çekmenin ve boş boş oturmanın zamanı gelmişti. tez kafasına girmeye çalıştım. güncel haritamı açtım, bir iki saniye kadar da başına oturdum gibi, ı-ıh içim almadı. biraz yeni öğrendiğim fotoşop triklerini gimp'te nasıl uygularım diye o mevzularla oyalandım. raflardan ve yığınlardan ilgili kitapları indirip onları ayrı bir yığın yaptım. yemek hazırladım. yedim. üstüme biraz melankolik bir hava geldi. bravo. yani akşam seansında bi daha deniycektim tabi çalışmayı ama, içimde bir başkası var, yani kediyi alır da dar bir yerden geçirtmeye çalışırsın da ayaklarıyla tutunur çırpınır, hayatta geçmez ya ordan... nasip değilmiş.
> dördüncü gün: nerdeyse başlar gibi oldum, bir iki not aldım, "nası yazıcam ben bu bölümü, ne yazıcam ben burda ya?" seviyesine geldim, haritamın yanına word açtım. kompostu karıştırdım. kokuyo. kapağını kapattım. bilgisayardaki ilgili dijital kitapları çeşitli klasörlerde buldum. birazına baktım. yoğurt yaptım. biriki alıntı not ettim. yani yoğurdum bitmişti sonuçta hayat devam ediyor. sonra arkadaşlar geldi, beni kurtardılar, boğazda bir balkona götürdüler, dönüp çalışacaktım tabi, dönecektim ya, nasip değilmiş.
> beşinci gün: oturdum evirmeye çevirmeye, notlar almaya geçtim, ne yazacağımı bilmediğimi gördüm, bir takım kitapları kurcalamaya devam ettim, bölümün outline'ını evirip çevirdim, sonra biraz biraz giriştim, çalışmaya başladım yani, sonra tezle ilgisiz bir sebeple kafam attı, aylardır silinmeyen lavaboydu ocaktı giriştim bir temizlik yaptım, sonra sardalya aldım, temizledim, pişirdim, misafirim vardı, yedik, akşam bi daha oturacaktım tabi başına işin, terasa tüm ekipmanı yaydım, her akşam olduğu gibi, yaydım yaymasına ama, nasip değilmiş.
> altıncı gün: kalkıp bol meyveli müslimi yememin ardından derhal oturup bir kaç sayfa birden yazdım. aslında yazdıklarımda bir önceki bölümün ciddiyetinden ve olgunluğundan eser yoktu ve biraz geyiğe sardırmaktaydım ama yazdıkça önemli noktalar belirmeye başladı, bir takım yerlerin başka bazı yerlere bağlanmaya başladığını gördüm, outline'ımı evirip çevirmeye geçtim, bölümü iyi kötü oturttum. o birbirine bağlanacak hususlar hala tam bağlanmış değil ama hele taslağı bir yazayım, bir iki hafta soğumaya bırakayım...
> böylece tez kafasına girmeyi başardım. ama bu yoğun çabanın ardından dinlenme şansım yok. ara veremem. tehlikeli. bu esnada yedinci gün olmuş ve bütün beyaz yakalılar tatile gitmiş.